Cemiyet nedir?

Topluluk, toplum. Belli bir gaye için bir araya gelmiş olan topluluk, dernek. Düğün, sünnet vb. için yapılan toplantı; perişanlığın, dağınıklığın zıddı olan derli topluluk olma hali. Resmi olanlarına daha ziyade kurum denircemiyet

Topluluk halinde yaşamaya muhtaç özellikte yaratılan insanoğlu, tarih boyunca yapmakta güçlük çektiği işleri başarabilmek için biraraya geldi, Cemiyetler teşkil etti. Bu cemiyetler, ekseriyetle hayırlı bir işi tahakkuk ettirebilmek için kurulduğu gibi, bazı zamanlarda kötü maksatları gerçekleştirmek için kurulanları da oldu. Umumiyetle insan ömrünün sınırlarını aşan ve sürekli bir gayeyi gerçekleştirmek

için kurulan cemiyetler, milletlerin hayatında önemli bir yer tutmuştur.

İslam dininin sosyal yardımlaşma ve dayanışmaya verdiği ehemmiyet sebebiyle, daha önceki müslüman devletlerde bulunan mesleki birlikler, hayır kuruluşları ve vakıflar gibi çeşitli cemiyetler, Osmanlılar devrinde de kurulmuş ve pekçok hayırlı hizmetler gerçekleştirmiştir.

On dördüncü yüzyılın ikinci yarısından itibaren güçlenen ve teşkilatlanmaya devam eden Osmanlı Devleti, devlete karşı güç meydana getirebilecek insan topluluklarını belli gayeler etrafında toplayarak, çeşitli cemiyetler kurdu. İsmi cemiyet olmasa da bir esnaf birliği olan ahilik Teşkilatı, bunlardan ilki olarak düşünülebilir. Aynı gaye etrafında bir araya gelen insanlarla devlet arasında anlaşmayı sağlayan kethüdalar, devlet tarafından; kethüdadan sonra gelen yiğitbaşı ise, esnaf veya cemiyet üyeleri tarafından seçildi. Cemiyet üyelerinin dilekleri yiğitbaşı tarafından kethüdaya, kethüda aracılığı ile de saraya iletiliyordu. Kuruluş ve yükseliş devirlerinde, devlet ile cemiyetlerin münasebetleri gayet sağlıklı bir şekilde yürüdü. İslamiyetin birlik ve dayanışmayı emretmesi sebebiyle çeşitli unsurların birlik ve beraberlik içinde yaşadığı Osmanlı Devletinin, Hıristiyan Avrupa ile kültürel münasebetlerin başlatıldığı 17 ve 18. yüzyıllarda, Avrupa’da meydana gelen bazı değişiklikler Osmanlı Devletine de tesir etmeye başladı.

Fransız ihtilalinin sancılarının çekildiği dönemde Avrupa’da birçok cemiyet ortaya çıktı. Hızlı olarak kurulup gelişen mason cemiyetleri, toplumun geniş kitlelerini etkilemeye başladı. Bulunduğu çağda medeniyetin zirvesine ulaşmış olan Osmanlı Devletini yıkmaya çalışan masonlar ile birlikte hareket eden diğer azınlıklar ve yerli ihanet şebekeleri, Osmanlı ülkesinde de çeşitli adlarla cemiyetler kurmaya başladılar. Daha çok devlete karşı kitlelerin haklarını savunmak maksadı görünümüyle kurulan bu cemiyetler, toplumda nifak tohumları ekmeye başladı. Avrupa’ya tahsil için gönderilen bazı kimseler de bu cemiyetlere üye olarak veya aynı gaye ile yeni cemiyetler kurarak Osmanlı Devleti aleyhinde çalışmaya başladılar. Osmanlı Devletini güçlendiren yeniçeri ocağının manevi güç kaynağı olan ve büyük veli Hacı Bektaş-ı Veli tarafından kurulan Bektaşilik tarikatı, bu çeşit bozuk fikirli kimseler tarafından ele geçirildi. Hurufi denilen kimseler, Bektaşi tarikatının asıl temizliğini bozdular. Nihayet Avrupa’daki mason cemiyetleriyle irtibatlı olan, İslamiyetin emirlerine ters fikirler ileri süren sahte Bektaşiler, yeniçeri üzerinde etkili oldular. Masonluğa paralel olarak 18. yüzyılın sonlarında, sapık Bektaşilik de büyük bir gelişme gösterdi. İkide bir başkaldıran ve halkın huzurunu bozan yeniçeri ocağı, 19. yüzyılın ilk yarısında kaldırılınca, Bektaşi tekkeleri de kapatıldı. Bu arada mevcut ilmi gelişmeleri takib etmek gayesiyle cemiyetler kuruldu. On dokuzuncu yüzyılın başında İsmail Ferruh Efendinin başkanlığında kurulan ve 1826’da İkinci Mahmud Han tarafından yeniçeri ocağı ve Bektaşi tekkeleriyle birlikte kapatılan Beşiktaş Cemiyet-i İlmiyesi bunlardandır. Sultan İkinci Mahmud Hanın vefatından sonra yeniden ortaya çıkan Bektaşilik, Avrupa’daki mason cemiyetleriyle işbirliği yaptı. Avrupa’ya tahsil için giderek Avrupai fikirlerin tesirinde kalan ve aydın geçinen kimseler tarafından gizlice kurulan çeşitli cemiyetler de, yaptıkları çalışmalarla Osmanlı Devletinin, padişahın ve babıali hükumetlerinin aleyhinde bulundular.

Bu arada tarikat veya esnaf cemiyeti türünde olmayan, değişik adlarda dernekler de kuruldu. Münif Paşanın önderliğinde Avrupa’da tahsil görmüş sözde aydın bir kısım kimseler tarafından, İngiltere’deki Royal Society ile 1859’da İskenderiye’de açılan Mısır Enstitüsünü örnek alarak kurulan ve 1882 yılında zararlı yayınlarından dolayı kapatılan Mecmua-i Fünun dergisini yayınlayan Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye, bu derneklerin başında yer alır. Ayrıca daha çok üyelerin ödediği aidatlarla yaşayan, batıda benzerlerine rastlanan, ana maksatları siyasi olan cemiyetler kuruldu. Bunların çoğu, Osmanlı Devletini parçalamak için gayr-i müslim ve Türk olmayan kimseler tarafından kurulan gizli siyasi cemiyetlerdi.

1865’te İstanbul’da Belgrad Ormanlarında gizlice yapılan bir toplantı, Yeni Osmanlılar Cemiyetinin ilk kuruluş teşebbüsü sayılabilir. Bu teşebbüsün Babıali hükumetince öğrenilmesi üzerine, cemiyetin başında bulunanlar Avrupa’ya kaçtılar ve İtalyan Carbonari (Karbonari) Teşkilatını model alarak 1868’de Paris’te Yeni Osmanlılar Cemiyetini kurdular.

Önce Eyüp Medresesinde gizlice toplanan ve Fransızca olan tıp terimlerinin Türkçeleştirilmesi (Osmanlılaştırılması) için 1865’te kurulan Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye, yarıresmi özellikte olan Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye, Darüşşafaka kurumunu meydana getiren Cemiyet-i Tedrisiyye-i İslamiye cemiyetleri izinle kurulmuşlardı. Böylece Tanzimat döneminde, cemiyet kurmakla ilgili kanuni düzenleme olmasa bile örfi olarak izne bağlanmış oluyordu. Sultan İkinci Abdülhamid Hanın padişah olmasından sonra ilan edilen Meşrutiyetin ilk zamanlarında, cemiyet kurma alışkanlığı yavaş yavaş yerleşmeye başladı. 1876’da yürürlüğe giren Kanun-ı Esaside de cemiyetler için bir kanuni düzenleme getirilmedi. Bu durum cemiyetlere karşı itimadı sarsıyordu.

Resmi vazifeli kurullar, cemiyet adıyla adlandırılabildiği gibi (mesela Mecelle Cemiyeti), bazen da genel kurul karşılığında cemiyet terimi kullanıldı. Cemiyet kelimesinin ceza hukukuna göre yasaklık

arz etmesi sebebiyle, Encümen-i Daniş ve Encümen terimlerinin kullanıldığı da oldu. Bu dönemde cemiyet adıyla kurulan kuruluşların sayısı da sınırlıydı. Cemiyet-i Tedrisiyye-i Hayriye ve Darüşşafaka cemiyetine benzer bir cemiyet de bunlardandı. Hayırlı işler için hükumetten izin alınarak kurulan bu cemiyetlerin yanında, dış destekli gizli ve siyasi cemiyetler eskisinden daha çok ve güçlü olarak kuruldu. İstanbul’da Mercan Lisesi öğrencileri tarafından 1904 yılında kurulan Cemiyet-i İnkılabiye bunlardandır. Bu cemiyet, 1876 Kanun-i Esasisini yeniden yürürlüğe koymak için hücreler biçiminde teşkilatlanarak, Avrupa’daki Jön Türkler (Yeni Osmanlılar) ile irtibat kurup, gönderdikleri yayınları gizlice dağıtıyordu.

Bu siyasi cemiyetlerden olan, İtalyan Carbonari Teşkilatını ve masonluk teşkilatlarını örnek olarak alan İttihat ve Terakki Cemiyeti, Osmanlı ülkesinin çeşitli yerlerinde şubeler açtı. Babıali baskını olarak bilinen bir darbeyle, idareye hakim olduğu 1913 yılına kadar cemiyet olarak varlığını sürdüren İttihat ve Terakki, bu tarihten itibaren meclis grubuna fırka, yani parti olarak girdi. İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra meydana gelen serbestlik havasından istifade eden pekçok gayri müslim ve Türk olmayan unsurlarla, Türk olup da Osmanlı Devletinin aleyhinde faaliyet gösteren kimseler tarafından kurulan cemiyetlerle birlikte, bazı hayır cemiyetleri de kuruldu. 29 Temmuz 1908’de kurulan Osmanlı Uhuvvet Cemiyeti, 8 Ağustos 1908’de kurulan Osmanlı hukuk Cemiyeti, Osmanlı mühendis ve Mimarları Cemiyeti, Arap asıllı Osmanlıların kurduğu Uhuvvet-i Arabiyye-i Osmaniye Cemiyeti, Fedakaran-ı millet Cemiyeti, Arnavud Başkım Kulübü, Cemiyet-i Milliye-i Naciye, İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti bu dönemde kurulan cemiyetlerden bazılarıdır.

Kurulan bu cemiyetlerden çoğu siyasi ve yıkıcı maksatlıydı. Böylece siyaset, ordu ve okullara kadar yayıldı. İlk günlerde cemiyetlerin kuruluşuna karşı çıkamıyan İttihat ve Terakki tarafından, 3 Ağustos 1909’da Cemiyetler Kanunu çıkarıldı. O zamana kadar örf ile kurulmasına izin verilen cemiyetler, kanunla kurulabilecekti. 8 Ağustos 1909’da, 1876 Anayasası’na eklenen 120. maddeyle Osmanlıların, hakk-ı ictima’a malik oldukları belirtildi. Bu düzenlemeye göre bölücü ve ahlaka aykırı cemiyet kurulması yasaklanıyordu. Yine bu düzenlemeye göre cemiyet kurmak için izin almaya gerek görülmüyor, fakat kurulduktan sonra hükumete bildirilmesi emrediliyordu. Bu cemiyetlere üye olabilmek için 21 yaşında olmak gerekiyordu, yıllık aidat miktarı ise yirmi dört altını geçmiyordu. 1901 Fransız Cemiyetler Kanunu örnek alınarak hazırlanan bu kanuna göre, cemiyetlerin gayri menkul mal edinebilme hakları sınırlı tutuluyordu. Bu konuda yabancı derneklerle ilgili herhangi bir hüküm yer almıyordu. Kapitülasyonlar ve mason teşkilatlarının, İttihat ve Terakki karşısındaki özel durumları nazarı itibara alındığı için, böyle bir düzenlemeye gerek duyulmamıştı.

Gizli ve bölücü maksatlar taşıyan kimseler, 1909 kanununa uygun bir gayeyi perde edinerek teşkilatlandılar. Cemiyetler Kanunundan altı ay kadar sonra çıkarılan esnaf cemiyetleri hakkında talimatla, kendine has bazı geleneklere göre idare edilen esnaf teşkilatları, İttihat ve Terakkinin vesayeti altına alınmaya çalışıldı. Verilen talimata göre eskiden beri devam eden esnaf kethüdalıkları kaldırılıyor, her esnafın ayrı bir cemiyet kurabileceği hükme bağlanıyordu. Şehremaneti (belediye) denetiminde olan ve cemiyet adıyla anılan bu cemiyetler bugünkü odaların bir benzeriydi.

Bu dönemde, Donanma-i Osmani, Muavenet-i Milliye Cemiyeti gibi devletin ön ayak olması ile bazı özel yapıda dernekler de kuruldu. 1912’de memur, müstahdem ve öğretmenlerin, fırka ve siyasi cemiyetlere girmesini yasaklayan bir irade yayınlandı. Bu özel durumlardaki cemiyetlerden birisi de padişahın himayesinde ve veliahtın fahri başkanlığında kurulan Hilal-i Ahmer Cemiyeti idi. İttihat ve Terakki bu özel kuruluşlu cemiyetler üzerinde de bir tür vesayet kurmak istedi.

1914’te özel bir cemiyet türü olarak Osmanlı Güç Cemiyetleri kuruldu. Resmi mektep ve medreseler ile sair resmi müesseselerde mecburi olarak güç dernekleri kurulur hükmüne uyarak izcilik cemiyetlerinin, Osmanlı Güç derneklerinin hazırlık şubesini meydana getirmeleri öngörüldü. 1916’da Genç Dernekleri hakkında Kanun-i Muvakkat çıkarılarak Güç Dernekleri Nizamnamesi ilga edildi. Güç Dernekleri yerine Genç Dernekleri kuruldu. Harbiye Nezaretinin emir ve müsadesine bağlı olan bu dernekler, Gürbüz Derneği ve Dinç Derneği olmak üzere iki kısma ayrıldı. 12-17 yaşındaki gençler Gürbüz Derneğine; daha yukarı yaştakiler, Dinç Derneğine üye oldu. Derneklere girmek ve talimlere katılmak mecburi olup, bu mecburiyet silah altına alınıncaya kadar sürüyordu. Bunlar, daha çok cemiyet olmaktan ziyade, Birinci Dünya Savaşı şartları içinde cephelere asker yetiştirebilme gayesini taşıyordu. 1919’da Birinci Dünya Savaşı yenilgisi şartları içinde Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nin Harbiye Nezaretine ve Donanma-i Osmani Cemiyetinin Bahriye Nezaretine katılmasına dair bir hükumet kararı çıkarılarak, Damad Ferid Paşanın sadrazamlığı sırasında bu cemiyetler de feshedilip mallarının Hazine-i Maliyeye devredilmesi kararlaştırıldı.

Bu dönemin sonlarında kurulan önemli bir cemiyet de mason teşkilatının ön ayak olmasıyla tesis edilen Himaye-i Etfal Cemiyetidir. Mütareke döneminde anadolu ile irtibatı kalmayan ve kapanan bu cemiyet, 30 Haziran 1921’de Ankara’da yeniden kurulmuştur.

Mütareke döneminde bölücü ve yabancılara yaranma gayesiyle kurulan çeşitli cemiyetler yanında, Anadolu’daki milli mücadele hareketine yardımcı olmak gayesiyle de cemiyetler kuruldu. 1919’da bu milli dernekleri birleştirme gayesiyle kurulan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti 1923 yılında siyasi partiye dönüşerek cumhuriyet Halk Partisinin temelini meydana getirdi. 1909 senesinde çıkarılan Cemiyetler Kanunu, 28 Haziran 1938 tarihli Cemiyetler Kanununun yayınına kadar yürürlükte kaldı.

Osmanlı Devletinin kuruluşundan beri çeşitli gayelerle kurulan ve çeşitli adlarla faaliyet gösteren cemiyetler, daha çok 19 ve 20. yüzyılda toplum ve devlet hayatı üzerinde etkili oldular.

19. yüzyılın ilk yarısından itibaren Osmanlı ülkesinde faaliyet göstermeye başlayan masonlar çeşitli yerlerde localar açarak faaliyetlerini yaygınlaştırdılar. Sultan İkinci Abdülhamid Han zamanında ise sıkı takibata uğradılar. Fakat bunlar daha çok yabancı tebealı kimseler olup, ticari alanda pay kapma ve kapütülasyonları kendi menfaatlerine kullanma çalışmaları yaptılar. Hürriyetçi ve Meşrutiyetçi akımların savunucusu iddiasıyla ortaya çıkan Tanzimat ricalinin çoğu mason oldu. Yeni Osmanlılar ve Birinci Meşrutiyetin ileri gelenleri, siyasi eğilimlerini localarda geliştirdiler. Mason locaları çeşitli siyasi cemiyetlerin fikri ve hareket programlarına modellik ettiler. İstanbul’daki ilk localar, İngilizlerle irtibatlı kuruldu. Fransız bağlantısında ise, ikisi Abdülmecid Han zamanında, ikisi de Abdülaziz Han zamanında olmak üzere 1908’e kadar dört loca kuruldu. Dördü de Paris’teki Grand Orient (Maşrık-ı Azam/Yüce Doğu) merkez locasına bağlıydılar. Bu devirden sonra üyeleri arasına Türk ve Müslüman kimseleri de alan localar, bu üyeleri vasıtasıyla Sultan İkinci Abdülhamid Hanı tahttan indirmek için çeşitli planlar uyguladılar. İstanbul’dan başka Anadolu ve Rumeli’nin çeşitli yerlerinde de localar açıldı. Rumeli’de açılan locaların büyük bir bölümü Selanik’te bulunuyordu. Bu localardan, İtalyan bağlantılı Makedonya-Risorta ve Fransız bağlantısındaki Veritas locaları, Osmanlı hürriyet Cemiyetinin beşiği oldular.

İkinci Meşrutiyetin ilanı, masonluk hareketine yeni bir hız getirdi. Locaların sayısı arttı. 1909 yılında Maşrık-i Azam-ı Osmani locası kuruldu. Bu locaya, eski masonlardan Talat Bey (Paşa), Mehmed Ali (Baba) Bey, Süleyman Faik Paşa ve Cavit Bey üstad-ı azam (yüce üstat) seçildiler.

Umumiyetle 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başında cemiyet adıyla kurulan cemiyetlerden bazıları şu şekilde kısımlara ayrıldılar:

A- Osmanlıcılık gayesiyle kurulan sosyal ve siyasi cemiyetler:

1) Meşrutiyet-i Osmaniye Kulübü: (1908). Kurulan muhtelif cemiyetlerdendir. 2) Nesl-i Cedid Kulübü (1908). 3) Kürt Dernekleri.

B- Türk milliyetçiliğine bağlı olarak kurulan cemiyetler: 1908’den sonra yayılan ve siyasi hayatta etkili olan Türkçü-Milliyetçi fikirler, faaliyetlerini çeşitli cemiyetler vasıtasıyla sürdürdüler.

1) Türk Derneği (1908). 2) Türk Yurdu Cemiyeti (1911). 3) Teavün-i İctimai Cemiyeti (1911). 4) Türk Ocağı (1912). 5) İstihlak-i Milli Cemiyeti (1912). 6) Milli Türk Cemiyeti (1914). C- Paramiliter cemiyetler:

1) Müdafaa-i Milliye Cemiyeti (1914). 2) Türk Gücü Cemiyeti (1913). 3) Osmanlı Güç Dernekleri (1914). 4) Genç Dernekleri (1916). D- Kültürel cemiyetler:

Milli Talim ve Terbiye Cemiyeti (1916). E- Matbuat cemiyetleri:

Meşrutiyet döneminde çeşitli matbuat cemiyetleri de kuruldu:

1) Cemiyet-i Matbuat-i Osmaniye (1908). 2) Osmanlı Matbuat Cemiyeti (1917). F- Esnaf cemiyetleri:

İttihat ve Terakkinin himayesi altında 1913 yılından itibaren esnafın teşkilatlanmasına yönelik bazı cemiyetler de kuruldu. Bu cemiyetlerin kurucuları ve isimleri hakkında fazla bilgi mevcut değildir. Ziraat, Debbağ (Dericiler), Bahçıvanlar, Yapıcılar esnafı cemiyetleri bunlardan bazılarıdır. G- Osmanlı ülkesinde kurulan ayrılıkçı cemiyetler:

Osmanlı Devletini parçalamak gayesiyle daha önce gizli olarak kurulmuş olan cemiyetlerin bir çoğu Tanzimatın ilanından sonra açığa çıktı. Osmanlı Devletini parçalamak ve yıkmak gayesini dolaylı olarak açığa koyan Hıristiyan Avrupa devletleri (İngiltere, Fransa vb.) ve çarlık Rusya’sı, Osmanlı Devletinin hakimiyeti altındaki gayri müslim ve Türk olmayan unsurları kışkırttılar. Ortaya çıkardıkları

kavmiyetçi akımları desteklediler. Osmanlı Devletini yıkmak ve Sultan İkinci Abdülhamid Hanı devirmek için kurulan Jön Türkler de kavmiyetçilik akımını savunarak, bu hareketleri tahrik ettiler. Balkanlarda yaşayan; Arnavut, Yunan, Bulgar, Sırp, Rumen ve diğer kavimler, bağımsız devletler kurmak maksadıyla Osmanlı Devletine karşı harekete geçtiler. Hıristiyan Avrupa devletleri ve Çarlık Rusyası’nın teşvik ve desteğiyle çeşitli ayrılıkçı cemiyetler kuruldu.

1. Yunanlılar ve Rumlar tarafından kurulan cemiyetler: İlk Yunan cemiyeti olan Etniki Eterya, 1814’te Ksantos tarafından kurulduysa da asıl idarecisi Çar’ın yaverlerinden Kondt Kapadistriya idi. Kilisenin, fikir adamlarının ve şairlerin çalışmalarıyla kısa zamanda teşkilatlanan bu cemiyet, Helenizmin tek temsilcisi sayıldı. İlk zamanlar gizli çalışan cemiyet, sonradan resmen yardımlaşma kuruluşu hüviyetinde ortaya çıktı. Bu cemiyetin en büyük destekçisi, İstanbul’da Fener Patrikhanesi idi. Helenist ideoloji, Enosis terimleriyle sembolleştirildi. Osmanlı ülkesindeki Akdeniz ve Karadeniz Rumlarını Yunanistan’a katarak Büyük Yunanistan’ı kurmak ve İstanbul (Konstantinopolis)u da içine alan megola idea (megali idea) denilen gayesini tahakkuk ettirmek için tek yetkili organ Etniki Eterya Cemiyeti kabul edildi. 1876’da ilan edilen Birinci ve 1908’de ilan edilen İkinci Meşrutiyetten sonra toplanan Osmanlı Meclis-i Mebusanında yirmiye yakın rum üye de Etniki Eteryanın fikir savunuculuğunu yaptı. 1909 yılında Yunan ordusunu temsilen kurulan askeri birlik, bir çok faaliyetlerde bulundu.

İkinci Meşrutiyetten sonra Yunanlılar ve Rumlar, başka cemiyetler de kurarak gayelerine ulaşmaya çalıştılar. 1908’de Rum meşrutiyet Kulüpleri adlı cemiyetler kurdular. Bu arada bir ihtilal cemiyeti haline gelen Etniki Eterya, çeşitli şiddet ve terör hareketlerine girişti. Müslüman Türklere çeşitli zulüm ve işkenceler yaptı. 1909 yılında Edirne-Uzunköprü’de Adelfia adlı bir ihtilal cemiyeti de kuruldu. Rum Uhuvvet-i İlimperverane Agayi, Rum Uhuvvet-i İlimperverane İrini, Rum Maarifperver cemiyetleri de bu dönemde kuruldu.

2. Bulgar ve Makedonya cemiyetleri: Bulgarlar ve Makedonyalılar da Osmanlı Devletine karşı çeşitli komite ve çeteler kurdular. Makedonya-Edirne İhtilalci İç Cemiyeti (V.M.R.O.) bu komitelerin en önemlisidir. 1903 yılındaki İllinden İsyanını planlayan ve mahalli şubeleri ile geniş bir teşkilata sahip olan bu cemiyet, daha çok planlayıcı mahiyettedir. Bu komitenin yaptığı planları uygulayan 10-15 kişilik çeteler; suikast, bombalama, sabotajlar yaparak Müslüman-Türklere çok zulmettiler. Bu çetelerin önemlilerinden birisi Sandanski çetesidir.

Berlin Antlaşması ile Sırp, Karadağ ve Romenlerin bağımsızlığı tanınmıştı. Bulgar, Arnavut ve Makedonyalılar ise, Osmanlı ülkesi içindeki yerlerini koruduklarından, 1878’den sonra komitacılık ve çeteciliğe devam ettiler. Makedonyalılar, 1893’de Selanik’te Bulgarca, Viteşna Makedonska-i Odrinska Revolütsionna Organizatsiya kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen, V.M.R.O. Cemiyetini kurdular. Gizli bir cemiyet olan bu teşkilat, bağımsız bir Makedonya kurmak için çalıştı. Bu cemiyet Makedonya’yı; Selanik, Manastır, Serez, Drama, Usturumca, Melnik ve Edirne olmak üzere sekiz ihtilal sancağına, her sancağı da ikişer kazayı ayırdı. Her sancak ve kazada mahalli birer komite kurdu. Ayrıca her sancakta maddi durumu, kongreye delege seçimini, esirleri, Osmanlı memurlarını gözetlemek ve denetlemekle vazifeli üçer kişilik denetim kurulları vazifelendirildi. 1898’de başlayan çete savaşı, 1902 yılı boyunca 1903 Ağustosuna kadar, Selanik Olaylarına ek olarak da seksen altı çete savaşı yapıldı. Makedonya, terör hareketleriyle tamamen sarsıldı. 2 Ağustos 1903 günü Kruçevo Cumhuriyeti ilan edildi. On iki gün süren ve İllinden Olayı olarak bilinen isyan hareketi, Osmanlı ordusu tarafından bastırıldı.

1878’de kurulan Bulgaristan Prensliği de çeşitli komiteler kurarak, Osmanlı Devleti hakimiyetinden kurtulmaya çalıştı. Hemen her köyde bir çete teşkil edildi. Papazlar, subaylar, özellikle öğretmenler her yerde bir ihtilalci odak kurmaya çalıştılar. Ya istiklal ya ölüm sloganıyla ortaya çıkan Bulgar komite ve çeteleri, yerli halkı teşkilatlandırdıkları gibi, Batı kamuoyunu da yanlarına aldılar. Sofya’daki merkeze sıkı ve disiplinli bir şekilde bağlı olan komite ve çeteler, kendilerine katılmayan ve Müslüman-Türk olan kimselere çok zulmettiler.

1908’den itibaren Bulgar meşrutiyet kulüpleri kuruldu. Aynı yıl kulüpler kongresi Selanik’te toplandı ve hepsi de federatif bir yapı içinde düzenlendi. Yaygın bir şekilde teşkilatlanan bu kulüplerden, İstanbul’da da Derseadet Bulgar Meşrutiyet Kulübü kuruldu. Tamamen bölücü ve ihtilalci bir teşkilat olan Bulgar Meşrutiyet Kulüpleri, aynı yıl içinde kurulan Bulgar Demokratik Kulüpleriyle birleşerek Federalist Bulgar Fırkasını meydana getirdiler. İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra açılan Osmanlı Mebusan Meclisinde bulunan Bulgar asıllı veya diğer Balkan kavimlerinden olan mebuslar da bu cemiyetlerin çalışmalarını desteklediler. 1908-1913 yılları arasında çetecilik faaliyetleri çok yaygınlaştı ve kanunla bile önlenemedi.

Sultan İkinci Abdülhamid Hana karşı çalışan Paris Jön Türkleri (Ahmed Rıza Bey grubu), Rumeli’de şubeler açarak Bulgarların teşkilatçılığını övüp desteklediler. Daha sonra İttihat ve Terakkinin ileri gelenlerinden olan Niyazi ve Enver beyler de Makedonyalılar gibi çete faaliyetine gireşerek Sultan

Abdülhamid Hana karşı çıktılar. Teşkilatlarını, Balkan Bulgar çetelerini örnek alarak kurdular. 3. Arnavutların kurduğu cemiyetler: Osmanlı Devletinden en son kopan ve bağımsızlığına en geç ulaşan Arnavutluk’ta, 1908’den sonra isyan hareketleri başgösterdi. Arnavutlar, ikinci Jön Türk hareketine içten katkıda bulundukları gibi; kendi bünyelerinde de teşkilatlandılar.

Geniş çaplı ilk isyan, 1910 yılı Nisanında başladı ve Malisörler tarafından bir yıl sonra yeniden alevlendirildi. İttihat ve Terakki iktidarınca gönderilen askerler ayaklanmayı şiddetle bastırma yoluna gitti. İttihatçılar tarafından yerli halka karşı zulüm ve işkence yapıldı. Bu uygulama, Arnavutluk meselesini daha da kızıştırdı. Padişah Sultan Reşad, bu hareketleri iyilikle bastırmak istediyse de netice alınamadı. Osmanlı ordusu içindeki parçalanmalar ve İttihatçıların kötü uygulamaları ile ortaya çıkan iç karışıklıklar yüzünden Said Paşa kabinesi dağıldı. İttihat ve Terakki iktidardan uzaklaştı. Gazi Ahmed Muhtar Paşa hükumeti, Arnavutların isteklerini kabul ederek umumi af ilan etti. Tam bu sırada Balkan Savaşı patlak verdi.

Arnavut cemiyetlerinin içinde en tanınmışı, 1908’de veya daha önce kurulduğu kabul edilen Başkim Cemiyetidir. Arnavutluk’taki isyanları tertipleyen ve teşvik eden bu cemiyetti. Cemiyetin yanında çeteler ve gizli ihtilal cemiyetleri de kuruldu. Balkan Savaşı, Arnavutluk meselesiye ilgili çözüme giden yolu kapadı. Mütareke döneminde de bazı küçük ve etkisiz cemiyetler kuran Arnavutlar, konuyu yeniden ele almaya çalıştılar.

4. Sırp cemiyetleri: Makedonya meselesiyle ilgili olarak Sırpların da önemli bir yeri olmuştu. Balkan Yarımadasında ihtilalci kaynaşmalara Yunanlılardan önce başlayan Sırplar, çeteler kurarak Osmanlı Devletine ve Müslüman-Türklere karşı çeşitli hareketlerde bulundular. 1878’den beri teşkilatlanan Sırplar, 1908 ve 1909 yıllarında kendi azınlık haklarını korumak için milli teşkilatlarını kurdular. 5. Musevilerin kurduğu cemiyetler: Osmanlı Devletinde yaşayan Yahudiler, 19. yüzyılda kurulan beynelmilel siyonizmin teşkilatlanması doğrultusunda cemiyetler kurdular. Bunlar arasında Evrensel İsrail Birliği Yahudi teşkilatı, Alman Yahudileri Kurtuluş Birliği gelmektedir.

6. Ermeni cemiyetleri: Osmanlı Devletinin parçalanması ve yıkılması için çalışan Ermeniler de çeşitli komite ve cemiyetler kurdular. Birçok Avrupa devletleriyle Rusya’nın teşviki Osmanlı Devletine karşı çıkan Ermenilerde, Erivan’dan Akdeniz’e kadar uzanacak bir Ermeni Devleti kurmak fikrini ortaya çıkardı. Bunun için çeşitli komiteler ve çeteler kurarak kanlı terör ve tedhiş hareketlerine giriştiler. Pekçok Müslüman-Türkü şehid ettiler. Bulgarlar ve Yunanlılarda olduğu gibi "Türk (Osmanlı) zulmü", "Ermeni soykırımı" gibi slogaları kullanarak mazlum bir unsur gibi görünmeye çalıştılar. Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu nazik durumu fırsat bilerek, Rusya ile İngiltere’nin teşvik ve desteğiyle dünya kamuoyunu ters yönde etkilemeye çalıştılar. Kurdukları tedhiş komitelerinin en büyükleri; Armenaganlar, Hınçak ve Taşnaksütyun’dur.

a) Armenaganlar Komitesi: 1882’de Van’da Mıgırdıç Portakalyan ekibi tarafından kuruldu. İhtilalci ve saldırgan bir ideolojiye sahip olan bu komite, memleket içinde ve dışında teşkilatlandı. Van yöresinde hareketli olan komitenin yurt dışında yayınlanan Armenia adlı bir gazetesi de vardı.

b) Hınçakyan Komitesi: 1887’de, Fransa’da tahsil yapan üniversiteli gençler tarafından Cenevre’de kuruldu. Kurucularının hepsi Rus Ermenisi olan komitenin temel ideolojisi, Marksizmdi. 1890’da Hınçakyan İhtilal Partisi adını aldı. İlk başta, İstanbul komite merkezi olarak kabul edildiyse de, sonradan Londra’ya taşındı. Osmanlı ülkesi içinde gizlice ve geniş bir şekilde teşkilatlanan komite, Rus konsolosluklarından büyük destek gördü. 1890’da Ezurum İsyanı, 1892-1893’te Merzifon-Yozgat-Kayseri olayları, 1895’te Birinci Sason olayları, 1895’te Babıali gösterileri, 1895’te Zeytun İsyanı bu komite tarafından tertiplendi. Çeşitli eğilim ve görüşte olan Ermenileri bünyesinde barındıran komite, 1896 Londra Kongresinde çıkan tartışmalar sonucu parçalandı. Ayrılan bir grup, Reforme Hınçak Partisini kurdu. Bu dönemlerde Sultan İkinci Abdülhamid Hanın idaresine karşı çıkan Jön Türklerle de işbirliği yapan Hınçakyan Komitesi, tertiplediği olaylarda pekçok Müslüman-Türkü katletti.

c) Taşnaksütyun Komitesi: Rusya (Kafkasya) Ermenilerini bir arada ve federasyon halinde toplamak için 1890 yılında Tiflis’te kurulan bu komitenin temel gayesi, Hınçakyan Komitesini ikinci plana atmaktı. Sosyalist olan veya olmayan Ermenilerden meydana gelen bu komite, kısa zamanda parçalandı. Sosyalist olmayanlar ayrılarak iki yeni komite kurdular. 1892’de toparlanmaya çalışan Taşnaklar, Rus ihtilalci teşkilatı Narotnovels’i taklid ederek tamamen sosyalist bir program hazırladılar. Osmanlı, İran ve Rusya içinde teşkilatlandılar. Merkez olarak Tiflis seçildi. Tebriz’de bir silah fabrikası kurularak çetelere silah dağıtıldı. Ermeni olmayan kimseleri de üyeliğe kabul eden komite, Kürtler arasında propagandaya girişti. Kürt çeteleri, Makedonya komiteleri, Bulgar santralistleri ve Paris’teki Jön Türklerle anlaşmalar yaptı. Bu komite, Sultan İkinci Abdülhamid Han idaresine karşı Van İsyanını çıkardılar ve 1896’da Osmanlı Bankasına saldırı, 1904’te İkinci Sason İsyanı, 1905’te Yıldız’da bomba

suikastı gibi hadiseleri tertiplediler.

Ermeniler bu üç komite haricinde başka komiteler de kurdular. İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra da faaliyetlerine devam eden Ermeniler, Rusya ve İngiltere tarafından desteklenerek Osmanlı ülkesi içinde bağımsız bir Ermeni Devletinin kurulmasına çalıştılar. İttihat ve Terakki ile anlaşarak, Meşrutiyet-i Osmaniye Ermeni Cemiyetini kurdular. 31 Mart Vak’asından sonra çıkan ve Adana Vak’ası diye anılan hadise, Ermenilerin en önemli baş kaldırmalarıdır. 1908’den sonraki Osmanlı meclislerinde de yer alan Ermeniler, hükumetlerde nazır (bakan) olarak vazife yaptılar. Bu dönemdeki Ermeniler hem İttihatçı hem de Taşnak veya Hınçak komitesi mensubuydular. Ayrıca İtilaf Fırkası içinde de yer aldılar. 1914 yılı başından itibaren terör hareketlerini arttıran Ermeni komitelerine karşı bazı tedbirler alındı. Birinci Dünya Savaşında Rusların, Doğu Anadolu’yu işgal etmeleri için, Türk birliklerinin gerisine sarkan Ermeni komiteleri sabotaj ve isyan hareketlerini çıkarttılar. Pekçok Müslüman-Türkü acımasızca katlettiler. Birinci Dünya Savaşının Osmanlı Devletinin mağlubiyetiyle son bulması üzerine, Ermeni-ittihatçı diyaloğu çok şiddetli bir intikam hareketine dönüştü. Ermeniler ülke dışına çıkan Talat ve Cemal paşalarla, Bahaddin Şakir ve Cemal Azmi beyleri öldürmekle devam ettiler.

7. Arap cemiyetleri: Osmanlı Devletinin parçalanması ve yıkılması için asırlardır gayret sarf eden en büyük islam düşmanı olan İngilizler, Arapları Osmanlı Devletine karşı kışkırttılar. Osmanlı Devletine karşı çıkan ve milliyetçilik iddiasında bulunan Araplar da kendi gayelerini tahakkuk ettirebilmek için çeşitli cemiyetler kurdular.

Bu cemiyetlerin bazıları gizli, bazıları mahalli cemiyetlerdir. Kurucularının çoğu da Osmanlı parlamentosunda üye veya Osmanlı ordusundan kaçan Arap asıllı subaylardı. ayan azası Abdülhamid Zohravi, Şefik el-Müeyyed, Rıza es-Sulh, Talib en-Nakib, Şükrü el-Aseli, Rubi el-Halidi gibi mebuslar, Binbaşı Aziz el-Mısri gibileri bu cemiyetlerin kurucularındandır. Bu kimselerden bir kısmı Birinci Dünya Harbi yıllarında ünlü İngiliz casusu Lawrence ile işbirliği yaparak, Osmanlılar aleyhine çalıştılar. Bu cemiyetlerin İngilizlerin desteğiyle çalışmaları neticesinde Osmanlı toprakları parçalandı.

Böylece Osmanlı tarihinde önemli yer tutan cemiyetler, faydalıları bir tarafa bırakılırsa, Osmanlı Devletinin parçalanmasında ve yıkılmasında büyük rol oynadılar.

Cumhuriyet devrinde de çeşitli maksatlarla dernekler kuruldu. 1924 Anayasasının 70. ve 79. maddelerinde Cemiyet kurma hürriyetiyle düzenlemelere yer verildi. 28 Haziran 1938 tarih ve 3512 sayılı Cemiyetler Kanunu ile cemiyetlerin kuruluş ve çalışma esasları belirtildi. 1946 senesinde bu kanunda önemli değişiklikler yapıldı. 27 Mayıs 1960’tan sonra çıkarılan geçici anayasada 1924 Anayasası’ndaki hükümler aynen korundu. 1961 Anayasası’nın 28. ve 29. maddelerinde derneklerle ilgili hükümler ayrıntılı bir biçimde açıklandı. 12 Mart döneminde Anayasa’da bazı değişiklikler yapıldı. Bu değişiklikler doğrultusunda Dernekler Kanunu’nda da düzenlemeler yapıldı. 22 Kasım 1972 tarih ve 1630 sayılı Dernekler Kanunu 3512 sayılı Cemiyetler Kanununu yürürlükten kaldırdı.

1630 Sayılı Dernekler Kanunu da 1982 Anayasası’nda belirtilen esaslara göre çıkartılan 7 Ekim 1983 tarih ve 2908 sayılı Dernekler Kanunu’yla yürürlükten kaldırıldı.

1982 Anayasası’nda "Temel Hak ve Ödevler" başlığı altında 33. maddesinde belirtilen esaslar doğrultusunda çıkarılan 2908 sayılı Dernekler Kanunu’na göre; herkes önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir. Hiç kimse bir derneğe üye olmaya zorlanamaz. Dernekler siyasi gaye güdemezler, siyasi çalışmalarda bulunamazlar. Siyasi partilerden destek göremez ve onlara destek olamazlar. Derneklerin Sendikalar, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve vakıflarla siyasi maksatla ortak hareket etmeleri yasaktır. Kuruluş gaye ve şartlarını kaybeden veya kanunun öngördüğü yükümlülükleri yerine getirmeyen dernekler kendiliğinden dağılmış sayılır. Dernekler Kanunu’nun bildirdiği durumlarda hakim kararıyla kapatılabilir. Milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda hakimin kapatma kararına kadar kanunda yetkili kılınan merciin emriyle çalışması durdurulabilir...

Her derneğin bir tüzüğü bulunur. Tüzükte derneğin adı, kuruluş merkezi, gayesi ve bu gayeyi gerçekleştirmek için dernekçe sürdürülecek çalışma konuları ve çalışma biçimleri, dernek kurucularının ad, soyad ve adresleri, meslek veya sanatları ikametgahları tabiiyetleri, üyelikle ilgili hususlar, genel kurul, yönetim ve denetleme kurullarının seçilme ve çalışma esasları vb. hususlar belirtilir.

Dernekler kuruluş bildirisi ve eklerini merkezlerinin bulunduğu yerin en büyük mülki amirliğine verilmesiyle tüzel kişilik kazanırlar. Tek bir il sınırı içinde faaliyet gösteren dernekler il emniyet müdürlüğüne, federasyon, konfederasyon biçiminde teşkilatlanmış dernekler ise Emniyet Genel Müdürlüğüne kaydolunur. Derneklere üye olabilmek için medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olmak ve on sekiz yaşını bitirmiş olmak yeterlidir.

Derneklerin mecburi olarak bulunması gereken organları, genel kurul, yönetim kurulu ve denetleme

kuruludur. Bu organların kuruluş ve çalışma biçimi ile görev ve yetkileriyle alakalı temel kaideler kanunda belirtilmiştir. Dernekler tüzüklerinde belirtilmiş olmak kaydıyla gerekli gördükleri yerlerde şube açabilirler. Dernekler birleşerek federasyon, federasyonlar da konfederasyon şeklinde teşkilatlanabilirler.

Dernek genel kurulu derneği feshetme yetkisine sahiptir. Dernek acz içine düşerse veya yönetim kurulunun tüzüğe uygun kurulma imkanı kalmazsa kendiliğinden feshedilmiş sayılır. Derneğin kuruluş gaye ve şartlarını yitirmesi veya üye yeter sayısının bulunamaması sebebiyle üst üste olağan genel kurul toplantısının yapılmaması durumunda da dernek feshedilmiş sayılır. Ayrıca Dernekler Kanunu’nda belirtilen durumlarda mahkeme kararıyla bir derneğin temelli olarak kapatılmasına karar verilebilir.

Derneklerin başlıca gelir kaynakları; üye aidatları, derneklerce yapılan yayınlar ve eğlence piyango vb., derneklerin mal varlığından elde edilen gelirler, bağış ve yardımlardır.

Türkiye’de halen mevcut dernekler, sosyal yardım, kültürel ve mesleki dernekler olmak üzere üç sınıf halinde faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bu derneklerin başlıcaları şunlardr:

Sosyal yardım dernekleri: Türkiye kızılay Derneği (TKD), Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu (ÇEK), Türkiye Ulusal Verem Savaş Derneği (TUVESAD), Türkiye Harp Malulü Gaziler, Şehit, Dul ve Yetimler Cemiyeti. cami ve okul yaptırma dernekleri vb.

Kültürel dernekler: Türkiye jeoloji Kurumu (TJK), Türk eğitim Derneği (TED), Türk coğrafya Kurumu (TÜCK), Türkiye Turizm Kurumu (TURİZK).

Mesleki dernekler: Türkiye Belediyecilik Derneği, Türkiye Ziraatçiler Cemiyeti (ZİRC), Türkiye Ormancılar Cemiyeti (TOC), Türkiye Turing Otomobil Kurumu (TTOK), Esnaf ve Sanatkarlar Derneği Konfederasyonu, Türk Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD).

Türkiye’de çeşitli gayelerle kurulan dernekler gayelerine yönelik çok faydalı hizmetler gördüler. Pekçok hayır eseri yaptılar. Meslek derneği niteliğinde olanlar, mensupları arasında yardımlaşma ve dayanışmayı sağladılar. Ancak bazı art niyetli kimselerin yanlış sevk etmesiyle topluma ve ülkeye zararlı olanları oldu. Zaman zaman siyasi ve ideolojik faaliyetlerde bulunan bazı dernekler ise kuruluş gayelerinden ziyade destekledikleri siyasi görüşe veya ideolojiye hizmet etmişlerdir.

Sözlükte "cemiyet" ne demek?

1. Dernek; birbirine uygun ya da zıt anlamlı sözcükleri tenasüp ya da tezat sanatları yoluyla bir araya getirme.
2. Topluluk, toplum.
3. Düğün.

Cümle içinde kullanımı

Bilmeden eğlencenizi bozdum, cemiyetinizi dağıttım.
- R. N. Güntekin

Cemiyet kelimesinin ingilizcesi

n. community
Köken: Arapça

Cemiyet ne demek? (Ticari terimler kategorisi)

(Society, association) Arapça "cemiyet’’den geçme, eski dilde kullanılan bir kelime. Dernek, topluluk, toplum gibi anlamlara gelir.

İlgili olabilecek başlıklar

Cemiyetli nedir?

--Reklam--